Felsefenin Alt Dalları Ahlak Felsefesi/Etik Bilim Felsefesi

 Felsefenin Alt Dalları

Tarihsel olarak baktığımız zaman felsefenin üç temel alt dalı olduğunu söyleyebiliriz: Metafizik, epistemoloji, ve etik ya da ahlak felsefesi. Artan uzmanlaşmayla beraber felsefenin alt dallarının sayısı artmıştır. Bu başlıkta günümüz felsefesinde varlığını sürdürmekte olan 18 felsefe alt dalını kısaca tanımlayacak ve ilgilendikleri problemlere örnekler vereceğiz. Elbette bahsettiklerimizin bütün alt dalları kapsamadığını belirtmemiz gerek

Ahlak Felsefesi/Etik

Ahlak felsefesi/etik, ahlaka dair felsefi problemlerle ilgilenen felsefe alanıdır. Ahlak felsefesinin kendi içinde metaetik, normatif etik ve pratik etik olmak üzere üç ana alt dala ayrıldığını söyleyebiliriz. Metaetik ahlakın metafiziği ve epistemolojisine dair daha soyut problemleri ele alır ve ahlakın en temel kavramlarını anlamaya çalışır. Normatif etik doğru davranışın nasıl olması gerektiğine dair en genel kriterleri tespit eder. Pratik etikse normatif etik teorilerini gerçek hayattaki pek çok probleme uygulayarak bu problemler konusunda nasıl tavır almamız ve ne yapmamız gerektiğiyle ilgilenir. Bu alt dalların bazı problemleri şunlardır:

a) Metaetiğin problemleri: Ahlak objektif midir? Yoksa ahlaki yargılar sadece kişi ve toplumların kendi yargılarından mı ibarettir? Ahlaki ifadeler doğru ya da yanlış olabilirler mi yoksa sadece kişilerin duygularını ya da tavırlarını mı belirtirler? Ahlaki gerçekler doğal gerçekler midir? Ahlaki yargılara ulaşmak için izlememiz gereken doğru yöntem nedir? Ahlaki inançlar zorunlu olarak kişiyi belli bir şekilde davranmak için motive ederler mi? İyi/kötü, doğru/yanlış, yasak olmak/izin verilebilir olmak ve ahlaki sorumluluk gibi temel ahlaki kavramlar nasıl tanımlanmalıdır? Bu tür kavramlar nasıl temellendirilebilir?

b) Normatif etiğin problemleri: Bir eylemi doğru ya da yanlış yapan şey nedir? Bir eylemi ahlaki yapan şey eylemin kendi içinde doğru ya da yanlış olması veya eylemin neden olduğu sonuçlar mıdır? Yoksa eylemin erdemli bir karakterden kaynaklanması mı bir eylemi doğru yapar?

c) Pratik etiğin problemleri: Kürtaj ahlaki midir? Hayvanları kullanabilmeli miyiz ve onlara karşı, varsa, sorumluluklarımız nelerdir? Ötenaziye izin verilmeli mi? Azınlıklara ve dezavantajlı gruplara pozitif ayrımcılık yapmak meşru mudur ve meşruysa hangi koşullarda meşrudur? İfade özgürlüğünün sınırları ne olmalıdır?

Bilim Felsefesi

Bilim felsefesi bilimle ilgili felsefi problemlerle ilgilenen felsefe alt dalıdır. Bu alan genel bilim felsefesi ve spesifik bilimlerin felsefeleri olmak üzere iki alt dala ayrılabilir. Kabaca söylemek gerekirse genel bilim felsefesi bilimsel yönteme, bilimsel açıklamanın doğasına, bilimin gerçekliğe ne derece nüfuz edebildiğine dair problemleri içerir. Spesifik bilimlerin felsefesiyse fizik, biyoloji, bilişsel bilimler, sinirbilim, ekonomi ve tarih gibi alanlara dair felsefi problemlerle ilgilidir. Bu başlık altında sadece genel bilim felsefesinin problemlerine bakıp spesifik bilimleri konu alan felsefe alt dallarını ayrı başlıklar altında ele alacağız.

Genel bilim felsefesinin bazı problemleri şunlardır:

a) Bilim, bilim olmayan ve sahte bilim arasındaki sınır nasıl çekilebilir? Bunun kriteri nedir? Bir iddianın bilimsel olup olmaması zaman içinde değişebilir midir yoksa bir iddia bilimselse her zaman bilimseldir mi demeliyiz? Yanlışlanabilir olmak bilim olmanın tek veya ana kriteri midir? Bilimsel olmanın tek ve net bir şekilde ayırt edici bir kriteri var mıdır yoksa yaklaşık olarak kullanılabilecek ancak net bir şekilde sınır çekemeyen pek çok kriter mi vardır?

b) Özellikle fizik gibi bilimler direkt bir şekilde gözlemleyemediğimiz ancak varlıklarını çıkarsadığımız kuark, elektron, nötron gibi pek çok varlığı kabul eder. Bunların gerçekten var olduklarını kabul etmeli miyiz? Yoksa bunlar gerçekten var olduklarını iddia etmemizin doğru olmadığı kullanışlı kurgulardan mı ibaret?

c) İyi bir bilimsel açıklamanın sahip olması gereken özellikler nelerdir? Doğa yasalarını kullanmanın doğal olguları tasvir etmenin ötesinde açıkladığını söylememiz ne anlama geliyor? Bilimin şeylerin nasıl gerçekleştiklerini, yani mekanizmaları, ortaya koyarak açıkladığını söylemek ne anlama gelir?

d) Tümevarıma neden güvenmeliyiz? Kısıtlı örneklemden yola çıkarak belli türden varlıkların doğalarına dair genellemeler yapmamızı, gelecekte de evrenin yasalarının geçmişteki gibi işleyeceğini düşünmek için ne gibi gerekçelerimiz var? Bilim ne dereceye kadar tümevarıma dayanır? Tümevarımsız bilim mümkün müdür?

Bilişsel Bilimler Felsefesi

Bilişsel bilimler zihnin işleyişi ve yapısını bilgisayar bilimleri, sinirbilim, psikoloji ve felsefe gibi pek çok alandan yararlanarak inceleyen interdisipliner bir alandır. Bu alandaki çalışmalar zihin felsefesi başta olmak üzere pek çok felsefe alanını derinden etkilemiştir. Hatta felsefede bir “bilişsel bilimler devriminin” gerçekleştiği kabul edilmektedir. Bilişsel Bilimler Felsefesi bu alann ortaya çıkardığı felsefi problemleri konu alır. Bu problemlerden bazıları şunlardır:

a) Zihin modüllerden yani belli işlevlere uzmanlaşmış birden fazla bölümün birleşiminden mi oluşur? Yoksa birden fazla işleve sahip olan “genel” bölümlerden mi oluşur?

b) Bağlantıcılık bilişsel işlevleri yapay sinir ağları kullanarak açıklamaya çalışan görüştür. Peki bağlantıcılık bilişsel bilimler için iyi bir paradigma mıdır? Zihinsel işlevlerle yapay sinir ağları arasındaki benzerlik ne seviyedir? Bu paradigmanın sınırlılıkları nelerdir?

c) Kavramlar düşüncelerimizi oluşturan şeylerdir. Peki kavramlar tam olarak nasıl şeylerdir? İşlevleri nelerdir? Nasıl bir yapıya sahiptirler?

Biyoloji Felsefesi

Biyoloji felsefesi biyolojiyle ilgili felsefi problemlerle ilgilenen felsefe alt dalıdır. Biyolojik açıklamanın doğası, biyolojinin yöntemi, indirgemecilik gibi tartışmaların yanı sıra biyolojiye dair kavramsal ve metodolojik problemlerle de ilgilenir. Başta evrimsel biyoloji olmak üzere gelişim biyolojisi, popülasyonbiyolojisi, genetik gibi pek çok biyoloji alt dalına dair felsefi problemler de bu alanda konu alınır. Biyoloji felsefesinin ilgilendiği bazı problemler şunlardır:

a) Biyolojinin fizik ve kimya yasalarına benzer, deneysel olarak öğrendiğimiz ve dolayısıyla a priori istatistiksel yasalardan ibaret olmayan kendine has yasaları var mı?

b) Biyoloji kimya ve fiziğe indirgenebilir mi?

c) Organların fonksiyonlarının olduğundan bahsediyoruz. Bunun yanı sıra bir organın fonksiyonunu gerçekleştirememesinden bahsedebiliyoruz. Mesela göremeyen bir gözün bir şekilde hatalı olduğunu söylüyoruz. Bu durumda fonksiyon kavramı normatif, yani bir şeyin nasıl olması gerektiğini söyleyen bir kavram olmuyor mu? Bu normatif kavram biyolojinin gerçekten normatif kavramlar içerdiğini mi gösterir yoksa fonksiyon kavramını normatif olmayan kavramlara indirgeyebilir miyiz?

d) Hangi tür tanımını benimsemeliyiz ve buna nasıl karar vermeliyiz? Türlerin gerçekten var olduklarını mı kabul etmeliyiz yoksa onları kullanışlı kurgulardan ibaret mi görmeliyiz?

e) Evrimde herhangi bir türde ilerleme olduğundan bahsedebilir miyiz? Bütün evrimsel sürecin belli bir doğrultusu olduğundan bahsedebilir miyiz? Evrimsel ilerleme ve doğrultu kavramları mutlaka doğayı aşan bir amaçtan bahsetmemizi gerektirir yoksa bunlar biyolojinin doğa üstü unsurları olmadığı düşüncesiyle uyumlu kavramlar mı?

Dil Felsefesi

Dil hem bizzat çıkardığı felsefi problemler nedeniyle, hem de felsefe yaparken kullanılan vazgeçilmez bir araç olması nedeniyle felsefe açısından çok önemlidir. Dil felsefesi bu nedenle felsefenin merkezi disiplinlerinden biridir. Dil felsefesinin zihin felsefesi, metafizik ve ahlak felsefesi gibi alanların hepsiyle ciddi bağlantıları vardır. Örneğin hem zihinsel durumların -Dolapta süt olduğuna olan inancım gibi-, hem de kelime ve cümlelerin anlamları vardır. Zihin durumlarının anlam sahibi oluşuyla dilin anlamı arasında bir tür bağlantı olduğunu düşünmek pek de zor değildir. Metafizikteyse hangi durumlarda varlığın doğasına dair gerçek fikir ayrılıklarının olduğunu ve hangi durumlarda sadece dilin kullanılmasından kaynaklanan “salt dilsel” bir fikir ayrılığının olduğunu bilmek isteriz. Dil felsefesi bu anlamda diğer felsefe alt dallarıyla da ilişkilidir.

Dil felsefesinin bazı problemleri şunlardır:

a) Dil ve gerçeklik arasında nasıl bir ilişki vardır? Kelimeler ve cümleler kendi içlerinde anlam sahibi olmayan sembol ve ses öbeklerinden ibarettir. O zaman dil sahip olduğu anlama nasıl sahip olmuştur? Dil gerçeklikle nasıl ve ne dereceye kadar örtüşür?

b) Bir ismin anlamı ve gönderim yaptığı şey arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu ikisi aynı şey midir? Eğer aynı şeylerse hiçbir şeye gönderme yapmıyor gibi görünen kelimelerin de anlamlı görünmelerini nasıl açıklayacağız? Yoksa bir ismin anlamı sadece ona uygulanabilir olan, yani belirli, bir tanım mıdır?

Din Felsefesi

Din felsefesi, dinlerin temel kavramları ve iddialarını inceleyen felsefe alt dalıdır. Pek çok kişi tarafından din felsefesi ve teoloji kelimeleri birbirlerinin yerine kullanılsa da çoğu felsefeci arada bir ayrım olduğunu savunur. Teoloji genellikle bir dini geleneğin içinden hareket eder. Bu nedenle bazı dini inançları verili olarak kabul ettiği söylenebilir. Öte yandan din felsefesi dinlerin temel kavramları ve iddialarına din karşıtı olmak anlamına gelmeyen bir şekilde dışarıdan bakar. Din felsefesi dini kavramlar ve iddialar hakkında akıl yürütürken dini metinlerin ve geleneğin otoritesine yaslanmamaya çalışır. Öte yandan din felsefesi ve teoloji arasındaki sınırın muğlaklaştığı felsefi teoloji veya analitik teoloji de felsefi tarafının ağır basması nedeniyle din felsefesine dahil edilebilir. Din felsefesinin bazı temel problemleri şunlardır:

a) Tanrı var mıdır? Tanrı’nın varlığı lehinde ve aleyhinde ne gibi gerekçelere sahibiz? Evrenin bir başlangıcının olması, yaşamın varlığına izin vermesini sağlayan bir hassas ayarın bulunması, doğa yasalarına uyması, evrende bilinçli varlıkların olması, dini/mistik tecrübe ve eğer varsa objektif ahlaki değerler Tanrı’nın varlığı lehinde delil midir?

b) En makul Tanrı tasavvuru nedir? Eğer Tanrı varsa hangi sıfatlara sahip olmasını beklemeliyiz? Geleneksel olarak Tanrı’nın sahip olduğu düşünülmüş ezelilik/ebedilik, kişi olma, mutlak kudret, mutlak bilgi, mutlak iyilik, özgür iradeli olma gibi sıfatları ne şekilde anlamalıyız? Bu sıfatlar kendi içlerinde ya da birbirleriyle çelişir mi?

c) Bilim ve din arasında nasıl bir ilişki vardır? Bilimsel teoriler arasından dini iddiaları desteklemek ya da çürütülmek için kullanılabilecek olanları var mıdır?

d) İman ve akıl arasında nasıl bir ilişki vardır? Tanrı’ya iman etmek hiçbir gerekçeye veya delile sahip olmadan yapılması gereken bir şey midir? Tanrı’ya onun varlığını kabul etmek için herhangi bir gerekçemiz olmasa da inanabilir miyiz? Tanrı inancının akla uygunluğu için mutlaka Tanrı’yı kanıtlayan argümanlara mı sahip olmalıyız?

e) Birden fazla din doğru olabilir mi? Çeşitli dini geleneklerin hepsinin paylaştığı ortak bir öz var mıdır? Bütün dindarların farklı şekillerde ve farklı isimlerle olsa da aynı varlığa taptıklarını söyleyebilir miyiz? Bir dinin diğerlerinden daha üstün olduğunu söyleyebilir miyiz?

Epistemoloji/Bilgi Felsefesi/Bilgi Kuramı

Epistemoloji bilgiyle ilgili problemlerin geneliyle ilgilenen felsefe dalıdır. İlgilendiği sorulardan bazıları şunlardır:

a) Bilgi nedir? Bir şeyi bilmekle sadece doğru şeye inanmak arasında ne gibi bir fark vardır?

b) Zihnimden bağımsız bir dış dünyanın var olduğunu bilebilir miyim? Şu anda rüya görmediğimi, çılgın bir bilim adamı tarafından manipüle edilen kavanozdaki bir beyin olmadığımı, kötü bir cin tarafından kandırılmadığımı bilebilir miyim?

c) Bir şeye inanmak için gerekçe sahibi olmak ne demektir? Bir şey bir inanca nasıl gerekçe olur?

d) Gerekçelendirmenin yapısı nedir? Sahip olduğumuz gerekçeler birbirlerini gerekçelendirerek sonsuza kadar geri mi gider yoksa gerekçelendirme bir yerde son mu bulmalıdır? Bazı inançların gerekçeye ihtiyaç duymadığını ve diğer inançlarımıza temel olduklarını söyleyebilir miyiz? Yoksa sonsuz geriye gidiş veya temel inançlara sahip olmak yerine gerekçelerimizin birbirleriyle bir tür döngü ya da ağ oluşturan bir bağlantısı mı olmalıdır? Eğer bu doğruysa “ kısır döngü” oluşturan gerekçe döngüleri/ağlarıyla kısır döngü oluşturmayan gerekçe döngüleri/ağları arasındaki ayrımı nasıl yapabiliriz?

e) Doğuştan gelen bilgi var mıdır? Yoksa bütün bilgi sonradan tecrübeyle mi elde edilir? Deneyimden bağımsız bir şekilde sadece “oturduğumuz yerde düşünerek” bilgi edinebilir miyiz? Deneyimden bağımsız bir şekilde elde edilen bilgi sadece tanım gereği doğru olan gerçeklere mi ulaştırır?

f) Gerekçelendirme içsel midir yoksa dışsal mıdır? Burada içsel ve dışsal olmayı kabaca kişinin zihnine içsel ya da dışsal olma anlamında kullanıyoruz. Yani bir kişinin bir kişinin epistemik durumu -gerekçeye sahip olup olmaması ya da bir şeyi bilip bilmemesi gibi- onun zihinsel olarak erişemediği ya da üzerinde kontrol sahibi olmadığı faktörlere bağlı olabilir mi? Eğer bu son soruya evet cevabını verirsek bazı kişilerin zihinsel durumları tamamen aynı olsa dahi epistemik durumlarının, onlar bunun farkında olmasalar dahi, farklı olabilmesi ihtimali ortaya çıkar.

Fizik Felsefesi

Fizik hem diğer doğa bilimlerine kıyasla daha kesin olduğunun düşünülmesi, hem de gerçekliğe dair en temel sorulardan bazılarıyla ilgilenmesi nedeniyle felsefi problemler açısından oldukça önemli sonuçları olan bir alandır. Fizik felsefesinin ilgilendiği bazı problemler şunlardır:

a) Kuantum mekaniğinin matematiksel olarak eşdeğer olan ancak felsefi açıdan önemli farklar taşıyan yorumları arasında nasıl tercih yapmalıyız? Kuantum durumları, dalga fonksiyonları gibi şeyler gerçekliğin bir parçası mı?

b) Özel ve genel görelilik teorileri zamanın doğasına dair ne söylüyor? Zamanın akışının gerçek olup olmadığına dair tartışmada gerçekten de zamanın akmadığı yönündeki pozisyonu mu destekliyorlar? Yoksa bu teorileri farklı şekillerde yorumlamamız mümkün mü?

c) Zaman yolculuğu mümkün mü? Mevcut fizik yasaları zaman yolculuğuna izin veriyor mu?

d) Temel fiziksel sabitler, fizik yasaları ve erken evren koşulları kolaylıkla farklı olabilecekmiş gibi görünüyor. Bunlardaki çok ufak değişiklikler dahi yaşam için gerekli olan karmaşık fiziksel yapıların oluşamamasına neden olurmuş gibi görünmekte. Peki o halde bu karmaşık fiziksel yapıların varlığını nasıl açıklamalıyız?Böyle bir evrende olmamız şaşırmamız gereken, beklenmedik ve dolayısıyla açıklanmaya ihtiyaç duyan bir şey mi? Peki bir açıklamaya ihtiyaç duyuluyorsa bu ne olabilir?

Hukuk Felsefesi

Hukuk felsefesi hukukun doğası, ahlak felsefesiyle ilişkisi, hukuki sorumluluğun koşulları, hukukun otoritesinin sınırları gibi felsefi problemleri konu alan felsefe alt dalıdır. İlgilendiği bazı problemler şunlardır:

a) Hukuk ve ahlak felsefesi arasındaki ilişki nedir? Hukuk normatif, yani değer yargısı bildiren, bir alan mıdır? Hukukun kesinlikle uyması gereken bir ahlak yasası var mıdır? Bu durumda ahlak yasasına uymaları ya da uymamaları nedeniyle devletin aynı araçlarıyla yasalaştırılmalarına rağmen biri meşru, diğeri meşru olmayan yasaların olması mümkündür demeli miyiz? Bir şeyin yasa olabilmesi için hukuku önceleyen bazı ahlak kurallarına uyması gerekir mi demeliyiz? Yoksa hukuktaki yasa kavramı normatif bir kavram olarak görülmemeli midir?

b) Yasalara uyma yönünde bir sorumluluğumuz var mıdır? Eğer varsa bu sorumluluğun kaynağı nedir? Vatandaşların devletin yasalarına uymama sorumluluğuna sahip olduğu ya da en azından yasalara uymamalarına izin verilebilecek durumlar var mıdır?

c) Hukuki sorumluluğun doğası nedir? Suçu işleyen kişinin zihinsel durumu, mesela sahip olduğu niyet, cezalandırılmasının üstünde ne seviyede etki sahibi olmalıdır? Ne dereceye kadar kişinin yaptığı eylemin sonuçlarına bakmak gerekir?

Matematik Felsefesi

Matematik dış dünya hakkında bilgi vermeyen totolojilerden mi ibarettir? Matematik mantığa indirgenebilir mi? Matematiksel bilgi deneyime mi dayalıdır yoksa ona sadece oturduğumuz yerde düşünerek mi ulaşırız? Matematik bir icat mıdır yoksa keşif midir? Matematiksel doğruların ontolojik temeli nedir? Matematiksel doğruların temeli bizim evrenimizdeki fiziksel varlıklarda mı yatar yoksa matematiksel nesnelerin bulunduğu uzay ve zamanı aşan ayrı bir “alemin” var olduğunu mu söylemeliyiz? Eğer matematik nesneler bizim evrenimizi aşan ayrı bir alemdeyse onların bilgisine nasıl ulaşıyoruz? Matematik felsefesi burada bahsettiğimiz türden problemlerle uğraşan felsefe alt dalının adıdır.

Metafizik

Metafizik gerçekliğin en genel özelliklerini en genel seviyede inceleyen felsefe alanıdır. Genel olarak gerçekliğin doğasıyla ilgilenir. Var olan en temel kategorilerin neler olduğu, bu kategoriler arası ilişkilerin nasıl olduğu, felsefi açıdan önem taşıyan varlık, doğruluk, özgürlük, nedensellik, özellik gibi kavramların nasıl anlaşılması gerektiği gibi konularla ilgilenir. İlgilendiği sorulardan bazıları şunlardır:

a) Gerçekliğin sahip olduğu bir “en temel düzey” var mıdır? Eğer varsa bu en temel düzeyde hangi kategoriler mevcuttur? Bu düzeydeki varlıkların daha az temel olan varlıklarla arasındaki ilişkinin doğası nedir?

b) Nedensellik nedir? Neden ve sonuç arasında zorunlu bir bağlantı var mıdır? Neden olan şey zorunlu olarak sonuçtan önce mi olmalıdır? Nedensellik doğa yasalarına indirgenebilir mi?

c) Doğa yasası olmak ne demektir? Kazara doğru olasılıklarla doğa yasalarını birbirlerinden nasıl ayırt edebiliriz? Doğa yasaları zorunlu mudur yoksa farklı olabilirler miydi? Olasılıksal yasalar nasıl anlaşılmalıdır?

d) Özgür irade nedir? Eğer seçimlerimiz tamamen biz doğmadan önceki olaylar tarafından belirlenmişse bu özgür olmadığımız anlamına mı gelir? Özgür irade bütün şartların aynı olması durumunda bile farklı alternatifler arasında seçim yapabilme yeteneğini gerektirir mi?

e) Zaman nedir? Zaman akar mı? Yoksa zamanı uzaya benzer, bir tür koordinat sistemi şeklinde anlayabileceğimiz “donmuş bir nehir” olarak mı görmeliyiz? Görelilik teorisi bu görüşlerden herhangi birini destekliyor mu? Sadece şimdiki zaman mı var yoksa geçmiş ve gelecek zamanların da bir şekilde mevcut olduğunu mu söylemeliyiz?

f) Neden hiçbir şey değil de bir şeyler var? Hiçbir şeyin var olmaması mümkün müydü? Eğer hiçbir şeyin var olmaması mümkün değilse bu var olmaması imkansız olan bir şeylerin olduğu anlamına mı gelmelidir?

Sanat Felsefesi/Estetik

Sanat felsefesi ya da estetik sanata dair felsefi problemlerle ilgilenen felsefe alt dalıdır. Sanat felsefesinin bazı problemleri şunlardır:

a) Sanat nedir? Sanat olarak adlandırdığımız şeylerin hepsinde ortak bulunan bir öz var mıdır? Yoksa sanat olan ve olmayan arasında net bir ayrım yapmamız mümkün değil midir? Sanatı kurumsal/kültürel bir şekilde mi tanımlamalıyız? Tarihsel bağlam bir şeyin sanat olup olmadığı sorusu açısından önemli midir? Yoksa sanatın/sanatsal olanın tarihsel/kültürel/kurumsal bağlamlardan tamamen koparılarak tanımlanması mümkün müdür?

b) Güzellik nedir? Bir şeyin güzel olduğunu söylememiz için haz uyandırıyor olması yeterli midir? Yoksa güzelliğin tecrübesi başlı başına ayrı bir tecrübe kategorisi midir? Bazı şeyler diğerlerinden objektif olarak daha mı güzeldir yoksa zevkler ve renkler gerçekten de tartışılmaz mıdır?

c) Sanat yapmak var olan şeyleri kopyalamaktan mı ibarettir? Sanat yapmak var olan şeyleri kopyalamaktan ibaret olmasa bile sanat eserinin bir anlamda Dünya’daki şeyler hakkında olması gerekir mi?

Siyaset Felsefesi

Siyaset felsefesi siyasi kavramları ve problemleri konu alan felsefe alt dalıdır. Devletin insanlarla kurduğu ilişkinin doğası ve meşruiyetinin yanı sıra adalet, özgürlük, eşitlik gibi kavramlarla ilgilenir. Bunun yanı sıra önemli bir ayrım da “ideal teori” ve “ideal olmayan teori” arasındadır. İdeal teori, ideal koşullarda devletin ve toplumun nasıl olması gerektiğini konu eder. İdeal olmayan teori ise ekonomi, siyaset bilimi, psikoloji gibi çeşitli bilimlerin bulgularını göz önünde bulundurarak ideal olmayan koşullarda toplumun ve kurumların nasıl olması gerektiği sorusuna yanıt arar.

Siyaset felsefesinin yanıt aradığı bazı sorular şunlardır:

a) Adalet, özgürlük ve eşitliği nasıl anlamalıyız? Bunlar arasında gerilim var mıdır? Birini savunmak diğerlerinden feragat etmeyi gerektirir mi? Eşitlik ve özgürlük ne dereceye kadar arzu edilebilirdir?

b) Devlet otoritesi meşru mudur? Eğer meşruysa meşruiyetinin kaynağı nedir? Devletin verdiği hizmetler mi? Devletin toplumun çöküşünü engellemek için zorunlu bir kötülük oluşu mu? Yoksa yönetilenlerin rızası mı? Devlet yönetiminin meşru olması için yönetilenlerin ne tür bir rıza göstermeleri gerekir? Devlet otoritesinin sınırları ne olmalıdır?

c) Azınlık hakları diye, bireysel hakların ötesinde, haklar var mıdır? Devletin azınlıkların kültürlerini koruma yönünde pozitif sorumlulukları var mıdır? Azınlıklara pozitif ayrımcılık yapılması meşru mudur ve eğer meşruysa pozitif ayrımcılığın sınırları ne olmalıdır? Zulüm görmüş azınlıkların tazminat talepleri hangi koşullarda ve ne dereceye kadar meşrudur?

d) Dağıtımsal adalet hangi koşullarda sağlanır? Kaynakların belli bir dereceye kadar eşit dağılmasını sağlamak yönünde vatandaşların ya da devletin bir sorumluluğu var mıdır? Yoksa ticaret ve karşılıklı rızaya dayalı kaynak dağılımının eşitsizlik yaratsa dahi adil olduğunu mu söylemeliyiz?

Sosyal Bilimler Felsefesi

Sosyoloji, ekonomi, siyaset bilimi gibi temelde insanı, toplumu ve bunların etkileşimlerini çeşitli yönlerden ele alan alanlara sosyal ya da beşeri bilimler diyoruz. Sosyal bilimler felsefesi de sosyal ya da beşeri bilimlerin yöntemi, ontolojik iddiaları ve doğasına dair problemlerle uğraşan felsefe alt dalıdır. Bu alanın uğraştığı bazı problemler şunlardır:

a) Toplum ve toplumsal açıklama bireylerin faaliyetlerine indirgenebilir mi? Toplumun bireylerin etkileşimlerine indirgenemeyecek yönleri var mıdır?

b) Toplumun ya da toplulukların niyetlerinden ve amaçlarından bahsedebilir miyiz?

c) Sosyal bilimlerin yöntemi nasıldır? Sosyal bilimlerin yöntemleri özünde doğa bilimleriyle aynı mıdır? Sosyal bilimler yöntemsel olarak doğa bilimlerine yaklaşmaya çalışmalı mıdır yoksa toplum özü itibariyle doğa bilimleriyle incelenmeye müsait değil midir?

d) Toplum bilimleri değer yargısı belirtmeyen, normatif olmayan ve tamamen objektif bir şekilde yapılabilir mi?

e) Toplum bilimlerinin kendilerine has yasaları var mıdır?

Zihin Felsefesi

Zihin felsefesi zihne dair her türden problemle ilgilenenen felsefe alanıdır. İlgilendiği bazı problemler şunlardır:

a) Zihin ve beden arasındaki ilişkinin doğası nedir? Zihinlerimiz bedenlerimizin belli bir bölümüyle, mesela beyinlerimizle, özdeş midir? Eğer aradaki ilişki özdeşlik değilse ne türden bir ilişkidir?

b) Bilinç gibi olağan fiziksel varlıklardan bu denli farklı görünen bir şey nasıl oluyor da fiziksel sistemlerde bulunabiliyor? Tek tek parçacıklar bilinç sahibi değil gibi görünürken çok karmaşık şekillerde bir araya gelen parçacıklardan oluşan beyin nasıl bilinç sahibi oluyor?

c) Eğer beyinlerimizdeki hücrelerin bağlantı biçimleri, elektriksel potansiyelleri ve onları etkileyen çevresel faktörler gibi şeyler davranışlarımızın gerek ve yeter sebepleriyseler zihinsel durumların davranışlarımıza neden olduklarını nasıl söyleyebiliriz? Davranışlarımızın nedenlerinden bahsederken bilinçliliğe hiçbir atıf yapmamız gerekmiyorsa bu bilinçli durumların davranışlara neden olmadığını göstermez mi?

d) İnançlar ve arzular gibi zihinsel durumlar dış dünyadaki şeyler hakkındadır veya onlara yönelmişlerdir. Mesela buzdolabında 2 tane çikolata var şeklindeki inancım benim dışımdaki nesneler “hakkındadır”. Bu çikolataları yeme yönündeki arzumsa benim dışımdaki nesnelere yönelmiştir. Zihinsel durumların kendileri dışındaki şeylere yönelebilmeleri ya da onlar hakkında olmaları nasıl mümkündür?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir