İzleyenin Aklını Alan Etkileyici Stephen King Uyarlamaları

Canavarlar gerçektir, hayaletler de öyle. Onlar bizim içimizde yaşıyorlar ve bazen, onlar kazanıyor.” Stephen King hepimizin hayatına bir şekilde dokunmayı başarabilmiş bir yazardır. Bunu ya yazdığı onlarca kitapla direkt olarak yapmıştır ya da yazdığı eserlerden uyarlanan filmlerle dolaylı şekilde yapmıştır. Stephen King’in bitmek bilmeyen, tanımlanamaz bir yazma isteği vardır. Kitapları dünya çapında 350 milyondan fazla kopya satmıştır ve gerilim, korku edebiyatının tartışmasız en büyük ustalarından biridir. Edebiyat eleştirmenleri, çevreleri tarafından hâlâ pek saygı görmese de eserlerinin dayandığı psikolojik dehşet temaları, yazmaya karşı olan akıl almaz tutkusu, dünya çapındaki ünü ve ticari başarısı onu çok özel bir yere oturtmuştur.

Geçtiğimiz günlerde kült film The Shining’in devamı niteliğinde olan Doctor Sleep’in vizyon tarihinin öne çekildiği açıklandı. Stephen King’in 2013 yılında yayınladığı eserin uyarlamasını 2019 yılı içerisinde izleyeceğiz. “The Haunting of Hill House” serisiyle rüşdünü ispat eden Mike Flanagan’ın da yönetmen koltuğunda olması projeyi hayli ilgi çekici kılıyor. Doctor Sleep’i merakla beklerken, sinema dünyası açısından bir sektör halini alan Stephen King’in eserlerinden uyarlanan unutulmaz filmleri bir hatırlayalım.

1. Carrie (1976)


Carrie, Stephen King’in dehşetengiz dünyasını sinemaya taşıyan ilk eserdir. Usta Yönetmen Brian De Palma bu filmde özgün tekniğini ve yaratıcılığını konuşturmuştur. King bu film için “Brian De Palma’nın hikayeye olan yaklaşımı benimkinden daha hünerliydi, hem de çok daha sanatsaldı…” der. Carrie, yobaz bir annenin ve okuldaki şımarık arkadaşlarının psikolojik terörü altında ezilen bir genç kızın hikayesidir. Brian De Palma’nın paralel kurgu tekniği filmdeki heyecanı katlamıştır ve telekinetik güçlere sahip Carrie’nin finaldeki öfke patlamasıyla gelen kan banyosu sahnesi sinema tarihine geçmiştir. Bu filmin bir de 2013 yapımı remake’i var ama siz onu boş verin, orijinalinden şaşmayın.

 

2. The Shining (1980)


Stephen King’in dahi Yönetmen Stanley Kubrick’in çektiği The Shining’i sevmediği herkes tarafından bilinen bir gerçektir ama film kült statüsündedir. The Shining, Torrance ailesinin ıssız, gözden düşmüş Overlook Hotel’ine bekçilik yapmak üzere gitmelerini ve baba Jack Torrance’ın ”kulübe çılgınlığı” adı verilen bir bunalıma girerek cinnete sürüklenmesini anlatır. Stanley Kubrick’in bu filmde kurduğu katmanlı yapı, kullandığı motifler, alegorik anlatımları ve teknik detaylar filmi sarsıcı bir sinema deneyimi haline getirmiştir. Tabii Jack Nicholson faktörünü de es geçmemek lazım. O nasıl bir oyunculuktur, o nasıl bir rol kesmedir! The Shining her izlenişte farklı duygular ortaya çıkaran türde bir klasiktir. Üzgünüm Stephen Baba, bu film konusunda senin tarafında olamam. Açıkçası Kubrick’in elinin değdiği her şeyi çok seviyorum.

3. The Shawshank Redemption (1994)


Stephen King’in “Rita Hayworth and Shawshank Redemption” adlı öyküsünden uyarlanan ve Frank Darabont’un hem senaryosunu yazdığı hem de çektiği The Shawshank Redemption kimilerine göre tüm zamanların en iyi filmidir. Müebbet hapis cezası almış iki mahkumun acıklı hikayesini anlatan film, sistemlere ilişkin yaklaşımıyla da dikkat çeker. Frank Darabont’un yarattığı nostaljik atmosfer ve dramatik olay örgüsü her seferinde kalplerimizi delip geçmeyi başarır. Tim Robbins ve Morgan Freeman’ın oyunculukları da bu filmle ilahlaşmıştır. The Shawshank Redemption kuşkusuz ki tüm zamanların en iyilerindendir, dokunulmazdır.

4. Stand by Me (1986)


Stand by Me çocukluk ve arkadaşlık temalarının çok güçlü aktarıldığı sıcacık bir filmdir. Stephen King’in “The Body” isimli öyküsünden uyarlanan film, çocukluktan ergenliğe geçiş döneminin sancılarını, keşfetme dürtüsünü ve heyecanını muazzam şekilde işler. Rob Reiner’ın dramatik ögeleri kullanış biçimi ve yönetmenliği hikayeyi daha da yoğunlaştırır. 1959 yazında ve 12 yaşında dört çocuğun, kayıp başka bir çocuğun bedenini bulmak için atıldıkları macera zihinlerimize kazınmıştır. Bu filme ne zaman denk gelsem aynı duyguları hissederim ve ergenliğime geri dönerim.

 

5. The Dead Zone (1983)


Üniversite yıllarım David Cronenberg filmlerini tekrar tekrar izleyerek geçmiştir ve Cronenberg beni çok farklı kafalara sokmuştur. Tıpkı adaşı David Lynch gibi. O yüzden Kanadalı sinemacının bendeki yeri ayrıdır. David Cronenberg ve Stephen King’in yollarının kesiştiği tek film olan The Dead Zone, Cronenberg’in filmografisindeki sağlam işlerden biridir. Geçirdiği trafik kazası sonucunda uzun yıllar komada kalan Johnny Smith uyandığında farklı bir yeteneğe sahip olduğunu fark eder. Fiziksel olarak temas ettiği kişilerin geçmiş ve geleceğini görebilmektedir. Eksantrik oyuncu Christopher Walken’ın bu filmdeki performansı kesinlikle görülmeye değerdir. Ayrıyeten The Dead Zone, Stephen King’in en beğendiği romanıdır.

6. Misery (1990)

Misery filmi Rob Reiner’ın Stephen King’ten yaptığı ikinci uyarlamadır. The Body öyküsünden uyarladığı Stand by Me’nin aksine Misery ile King’in en sert, en dehşetengiz eserlerinden birini beyaz perdeye aktarmıştır. Kathy Bates bu filmdeki sadist ve ürkütücü performansıyla ağızları açık bırakır. Zaten bu filmdeki oyunculuğuyla Oscar’ın da sahibi olmuştur. Rob Reiner’in planları ve kamera kullanımıyla filmdeki gerilim dozu doruğa çıkar. Misery filmi hem gişedeki başarısı hem de aldığı ödüllerle gelmiş geçmiş en iyi Stephen King uyarlamalarından biridir.

7. It (2017)


Palyaçolardan korkuyorsak sebebi Stephen King ve Pennywise’dır! 1990’daki mini-serinin fanları ayrıdır ama ben Andy Muschietti imzası taşıyan “gore” sınırlarındaki 2017 yapımı filmi birçok yönden daha başarılı bulurum. Andy Muschietti’nin It’i atmosfer yaratımı, sahne tasarımları, görüntü yönetmenliği ve senaryosuyla parlar. Pennywise rolündeki genç yetenek Bill Skarsgard’ın da oyunculuğu Tim Curry’yi aratmaz. 2019 yılı içerisinde ikinci bölümünü izleyeceğimiz It, yine tüylerimizi diken diken yapacak ve rüyalarımıza girecek. Pennywise’dan bize huzur yok!

8. The Green Mile (1999)


Frank Darabont için bir “Stephen King” uzmanı diyebiliriz. The Shawshank Redemption gibi bir klasiği yaptığı yetmezmiş gibi The Green Mile ile de sinema tarihine geçmeyi başardı. Filmde gardiyanlık yapan Paul Edgecomb ile John Coffey adlı mahkumun arasındaki ilişki anlatılır. Ürkütücü görünümünün ardında oldukça nahif ve özel bir ruh taşıyan Coffey, bazı doğa üstü güçlere sahiptir. Darabont bu filminde büyülü gerçekçiliğin kapılarını açar ve masumiyete dair yürekleri dağlayan çok güçlü, çok derin bir anlatı yaratır. Usta Oyuncu Tom Hanks’in de efsanevi performanslarından biri bu filmdedir. 2012 yılında kaybettiğimiz Michael Clarke Duncan’ı da anmadan geçmek olmaz. Işıklar içerisinde olduğuna eminiz koca adam!

 

9. Christine (1983)


John Carpenter gibi bir korku ve bilim kurgu üstadı Stephen King dünyasına el atmasaydı olur muydu? Olmazdı tabii ki! Christine, Stephen King’in aynı adlı romanından 1983 yılında uyarlanmıştır. Film zaman içerisinde Carpenter’ın kült işlerinin gölgesinde kalmış olsa da akıcı kurgusuyla ve müzikleriyle başarılı bir yapımdır. Christine; simgesel anlatımlarıyla, estetik planlarıyla, kamera açıları ve kullanımıyla izlenmesi gereken bir Stephen King uyarlamasıdır.

10. 1408 (2007)


John Cusack’e torpil geçtiğimi ve o yüzden bu filmi listeye aldığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. İsveçli Yönetmen Mikael Håfström tarafından beyaz perdeye aktarılan 1408, bilinçaltının kapılarını açan ve tehlikeli dehlizlerde yol alan bir film. Klostrofobik atmosferiyle, gerilim dozuyla, yabancılık duygusuyla ve John Cusack’in oyunculuğuyla yaratıcı bir eser. Oteller fazlasıyla tekinsiz yerler olabilir, nerede olduğunuza dikkat edin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir