YOKOHAMA GEZİLECEK YERLER

Saatte ortalama 250 km hızla giden Shinkansen (hızlı tren) ile Osaka’dan Yokohama’ya doğru yola çıkıyoruz. Japonya’da ulaşım büyük ölçüde demir yolu ile sağlanıyor. Ülkenin her tarafı tren ve metro raylarıyla örülü dersek abartı olmaz. 250 km hızı duyunca uzaytonik bir trene binicez sanıyorum ama alakası yok. Bildiğimiz İstanbul-Ankara treninin karşılıklı üçer koltuklu olanı rayların üzerinde tıngır mıngır gidiyor. Japonlar önündeki masaları açıp istasyondan aldıkları suşileri lüp lüp götürüyorlar. Ben trenin maximum 120 km ile gittiğini iddia etsem de 2 saatte 500 km yol alıyoruz, bu işten hiçbir şey anlamıyorum. Zaten genel olarak Japonya’ da teknoloji var ama yok gibi. Çünkü şaşaa yok. Her şey sade ve gösterişsiz. Sokakta yürüyen robotlar falan göremiyoruz:)

JAPONYA YOKOHAMA GEZİ REHBERİ
Akşam saatlerinde Yokohama’ya varıyoruz. Yokohama deniz kıyısına kurulmuş bir sahil kenti. İspanya’daki Barcelona-İstanbul, Madrid-Ankara benzerliği ya da Yunanistandaki Atina-Ankara, Selanik-İzmir benzerliği burada da varTokyo büyüklüğü, kaosu, içinde herkesi, her şeyi barındırmasıyla İstanbul,  Osaka ikinci büyük şehir oluşu ve tekdüzeliğiyle Ankara, Yokohama da deniz kıyısındaki düzenli yerleşimi, huzur verici ve sıcak havasıyla İzmir’e benzetilebilir.

Otelimiz Intercontinental the Grand Yokohama yelken şeklinde süper bir otel. Odamızın manzarası harika:)

Doğum günümün bugüne denk gelmesi de çok güzel bir tesadüf. 31. yaşımı gerçek bir Japon restoranında kutluyoruz. Menü pek tanıdık gelmediği için herşeyden birazdan oluşan iki kişilik set menü alıyoruz. Tayland dahil hiç bir ülkede yemek problemi çekmeyen bir çift olarak ilk defa burda çiğ balık ağırlıklı yiyeceklere bakakalıyoruz. Yine de tadıyoruz ama bu yiyeceklerle doymamız mümkün değil. Ayrıca alışmamış bünyeye bu kadar çiğ balık dokunur mu diye de korkuyoruz…

Ertesi sabah karnımdan gurul gurul sesler geliyor, bu sefer bittin Özlem! Tatillerde en ufak farklı bir şey yediğinde kusup duran tiplere sen misin gülen al işte sana! Allahtan  birşey olmuyor,  bu testi de başarı ile geçiyoruz:) Sabah kahvaltı sonrası Yamashita Park‘a kadar sahil gezisi yapıyoruz.

273 metre uzunluğuyla Japonya’nın en uzun binası, içindeki asansör ise dünyanın en hızlı asansörü olan Sky Gardenı ziyaret ediyoruz.

Daha sonra otobüsle dooğru Sankeien Bahçeleri’ne. Burası Yokohama’nın biraz dışında, normalde 15 dakikada ama en az ikişer dakika süren kırmızı ışıklar sebebiyle 45 dakikada ulaşılabilen bir sayfiye bölgesinde 18 hektar alan üzerine kurulmuş çok büyük bir bahçe.

YOKOHAMA GEZİLECEK YERLER 

İçinde bir gölet, dereler, beyaz çiçekli kiraz ağaçları, bambu ağaçları, tarihi tapınaklar bulunan cennetten bir köşe… Gezerken karnımız kurt gibi acıkıyor seyyar satıcıdan takoyaki alıyoruz. Harika bir şey bu. Ahtapot parçalarıyla lokma hamurunun birleşimini top yapıp kızartıyorlar. Bizdeki midye tava gibi bir çubukta 3 top var. Çok beğenip bir tane daha alsak mı diyoruz ama seyyar satıcı olduğu için şansımızı zorlamaktan vazgeçiyoruz.

Akşam rotamızı Japonya’daki en büyük Chinatown’a çeviriyoruz. Chinatown nasıl olursa burası da öyle. Her taraf  kıpkırmızı, cıvıl cıvıl ve de ışıl ışıl. Kağıttan balonlar, ejderhalar…

Gözümüze kestirdiğimiz bir çin restoranına girip fried noodle, spring roll, dumpling Allah ne verdiyse yiyor, aç karnımızı doyuruyoruz. Onca çiğ balıktan sonra Çin mutfağı ilaç gibi geliyor.

Keyifle yediğimiz yemek sonrası yine garsonumuzun tavsiyesiyle canlı jazz müzik olan yakınlardaki  bir bara gidiyoruz. Ufacık bir barda Japonları piyano, kontrbas falan çalarken görmek komik geliyo bize çekik çekik:)

Ertesi sabah güzel otelimizde gezimizin en güzel kahvaltılardan birini yapıyoruz. Japonya’da otellerdeki kahvaltılar gayet başarılı. Omlet, kaşar, sosis, jambon, domates,salatalık, portakal suyu, çay, kahve… Ama biz bunları yerken Japonlar bu sırada ne yiyor derseniz, çiğ balık, pilav (evet kahvaltıda bile), miso çorbası, bir kasenin içinde pişmiş mi çiğ mi anlamadığım oynak jöle kıvamında yumurta… Japonların yetişkinleri bunları yiyor ama çocuklarının tabaklarında omletler ve sosisler yerlerini almaya başlamış. Emperyalizminden kaçış yok!

Kahvaltıdan sonra hiç içimizden gelmese de Tokyo’ya gitmek üzere otelimizden ayrılıyoruz. Görüşürüz Yokohama, seni seviyoruz…

YOKOHAMA

Yokohama, Tokyo’dan sonra Japonya’nın en büyük şehri. Başkente yaklaşık 40 km. uzaklıkta ve arabayla yarım saatte ulaşılabilyor. Yokohama’nın biz Türkler için en bilinen özelliği ise, Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya açıklarında batmadan önce, bu şehre gelip İmparator tarafından da karşılanmış olması. 2. Abdülhamit döneminde Sultan’ın nişanını ve hediyelerini Japon İmparatoruna sunmak üzere aylar süren yolculuk sonrası Japonya’ya ulaşan Ertuğrul Fıkateyni, bir süre Yokohama limanında kaldıktan sonra, tayfun dönemine gelindiği için biraz daha beklemesi için yapılan uyarıları dinlemeyip geri dönüş yolculuğuna başlamış. Ancak daha açık denize çıkamadan fırtınadan dolayı 16 Eylül 1890’da batmış. Geminin batışını gören Japonya’nın küçük bir balıkçı kasabasının halkı ise kazadan kurtulabilen 69 mürettebata yardım elini uzatmış ve iyileşerek ülkelerine dönmelerinde önemli rol  oynamış.

Bu kısa bilginin ardından biraz da Yokohama’da neler görülebileceğinden bahsedeyim. Yokohama, Japonya’nın en büyük liman kentlerinden biri. Dolayısıyla büyük “cruise” gemilerinin de uğradığı bir kent. Bu anlamda Osanbashi Pier , Yokohama’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden… Liman bölgesinde Yamashita Park ve Red Brick Warehouse adıyla bilinen içinde restoran, kafe ve alışveriş mekanlarının olduğu bina da görülmesi gereken yerler.

Osanbashi Pier,  bir gemi şeklinde inşa edilmiş ve altında, çok güzel seyirli ve hafta içi 17:00’den sonra açılan, tatil günleri ise öğle yemeği de servis eden bir restoran var. Osanbashi Pier’in üzerinden Bayshore Bridge (Köprüsü) manzarasına bakmayı ve fotoğraf çekmeyi de ihmal etmeyin derim.

Yamashita Park, renkli bahçeleri, çiçekleri, güzel çeşmeleri, heykel ve anıtlarıyla gezerken zevk alacağınız bir yer. Ne yazık ki yağmurlu bir hava da gezmek zorunda kaldığım için her ayrıntısına uzun uzun zaman ayıramadım ama Yokohama depreminin anısına hayatını kaybeden Japonlar için bölgede yaşayan Hint Halkı tarafından armağan edilen anıt, Amerika Birleşik Devletleri tarafından armağan edilen çanlar ve kırmızı pabuçlu kız heykeli bu parkta karşınıza çıkacak detaylar… Yokohama, tam bir sahil şehri ve özellikle yeni bölümünde gökdelenlere ev sahipliği yapıyor.

Red Brick Warehouse ise şimdiki şeklini almadan önce, 1920’li yıllarda, liman gümrük binası olarak hizmet veriyormuş. Şimdilerde ise bahsettiğim gibi, üst katında konser salonu da olan kafeleri, restoranları ve alışveriş alternatifleriyle halk arasında popüler ve turistik bir yer.

Son olarak Yokohama’daki Chinatown sadece Japonya’nın değil aynı zamanda Asya kıtasının da en büyük Chinatown’u olma özelliği taşıyormuş. Sırf bu özelliği için bile görmeye değer, hem alışveriş dükkanları hem de yeme-içme alternatifleriyle gerçekten çok renkli bir yer.

Biz de Yokohama’daki günümüzü geleneğe uyarak Chinatown’da Dalian adlı restoranda çin yemeği yiyerek kapatıyor ve Tokyo’ya dönmek üzere yola çıkıyoruz.

Tüm Japonya seyahatim boyunca en çok ilgimi çeken noktalardan biri de, Japon halkının Türklere duyduğu sempati  ve Türk olduğumuzu duyunca gözlerinin içinin gülmesi oldu. Bunun hikayesi de belki bazılarınızın bildiği üzere,  1990’lı yıllardaki Körfez Savaşı’na dayanıyormuş. Savaş sırasında, Tahran’ı bombalayacağını ve vatandaşlarını ülkeden çıkarmaları için dünyayı uyaran Saddam’ın uyarısına karşı, anayasasında ancak kendilerine saldırı yapıldığı taktirde bir ülkeye askeri uçak gönderilebileceği yazan ve kurallara bağlılığı yüzünden Tahran’a savaş uçağı gönderemeyen Japonya, orada yaşayan vatandaşlarını ülke dışına çıkaran Türk Hükümetine ve bu hizmeti sağlayan THY’ye ayrı bir sempati ve sadakat duyuyor. Sadakati bu denli önemseyen Japon halkı için de  Türkiye’nin ve Türk halkının yeri, kendilerine desteği sebebiyle çok ayrı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir